10 Eylül 2014 Çarşamba

Ne zaman kalemimle aram iyi olsa dışarıya küserim ben. Ağır bir yükü olan hayatım ve dışarıya dökemediğim benliğimdeki yaralar. Çok ağır gelir ikisini sırtlamak. Mutluyken yazamam genelde. Hüzün basması gerek gökyüzümü ardından göz pınarlarımın ıslaması gerek ellerimi . ellerim bu ıslaklıkla kalemime dokunmalı ve oracıkta kurumalı. Öfkemi,kinimi,sevincimi,,acımı kısaca her şeyimi kaleme alıp kağıtta bırakmalıyım. Prensip haline gelmiş bir yalnızlığım var benim. En kıymetlim,tek sığınağım,yaşam enerjim..
 
Seni yine görmedim bugün,tanımadım,sesini duymadım,kokunu içime çekmedim,dokunmadım ellerine.Bir günü daha iki yabancı olarak geçirdik. Geleceksin biliyorum –belki de pesimist olmadığım tek meselemsin- hem de öyle bir mevsimde öyle bir havada geleceksin ki gözlerim bulut olup yağacak mevsimimize. İyi ıslan sevgilim, ıslanmakla kalma hisset yağmuru. Bu sana adadığım ilk yağmurum,ilk yağmurumuz. Bu bizim biz olduğumuz ilk mevsim. Hangi mevsim gözlerindeki aydınlığın ışığını verebilir? Hangi mevsim dudaklarından dökülen ‘geldim’ sözünün sıcaklığını verebilir? Gözlerime yabancı olan bir yüzün var yine bugün,kulaklarıma yabancı olan bir sesin,tenimden habersiz bir tenin var bugün,kokun hiç durur mu sevgilim burnuma yabancı kokun hala duruyor burun kanatlarımda.
Bu yalnızlık bir son bulmalı artık değil mi?
 
 
Akdeniz’e karşı oturuyoruz seninle, ellerin ellerimde gözlerin akdeniz’de. Dudağında tek kelime “biz” diye başlıyorsun.( Sonra gülüyorum ben. Anlamsız gülüşüme sende katılıyorsun. Akdeniz bizi dinliyor..)
Tek kelime yetiyor bize gerisini getiremiyorsun. Zaten seninle benim –ikimizin- “biz” olması yeterince yetti sevgilim.
 
                                                                        Aynı gökyüzünün iki yalnız kuşuyuz biz seninle…
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder