30 Eylül 2014 Salı

*Gelecekten mektup var!



Çok sevgili 19 yaşım
Bu mektubu sana belki de hiç göremeyeceğim 40 yaş olgunluğunu yaşamadan yazmaya çalışıyorum.
Canım gençliğim

senin yaşlarında 'aklı bir karış havada bu gençlerin' tabusu vardır benim gibi nineciklerin.
 Ama şunu iyi dinle yavrum:

Günün aydın oldu mu her gününde yeni bir devrim yarat.Daha çok gül,daha çok ağla,daha çok bak gökyüzüne,daha çok kendini özgür bırak!
Hayatnın dayatmalar zindanında çürümesine izin verme.

sen ki teksin ,biriciksin , diğer herkes gibi.

19 yaşından bir gün eksildi mi bir saat geriye alma şansın var mı?
Her hareketinin mantıklı bi açıklaması olmak zorunda değil her zaman. Bazen sadece istemek yeterlidir yasakları çiğnemeden yutmak için.
Ne yaparsan yap kaybolan umudunun her zaman o minik pır pır atan kalbini bulacağını unutma.Her şeyin bir sınırı var şu hayatta. Ne kadar çalışırsan yine hepimizin bir avuç toprakla bütünleşeceğini unutma.
mutluluk için hep bir bahanen olsun.
risk almaktan korkma benim canım. Belki de şu olgunca yazmaya çalıştığın zamanları hiç görme şansın olmayacak.
Bir gece gözlerini kapattığında ebediyetle dost olup bir daha açmamak için sözleşebilirsin.Hayat bu...
Her duyguyu yaşa. Tecrübe acı evet haklısın o zaman da böyle düşünürdün. Tecrübe acı ama sende bir o kadar akıllı değil misin?
Şu hayatta sen kendine güvenmezsen,kararlı yapını ortaya koymazsan hiç kimsenin sana eyvallahı olmaz.

Böyle mi diyorsunuz siz gençler (:

Benim sana sarf etmeye çalıştığım kelimelerim bu kadar. Çok şey var  ama kelimeler kendi aralarında anlaşmışlar be yavrum. yetmiyor kelimeler 19 yaşının güzelliğine...

Son olarak kendin olmaktan korkma. Kim ne derse desin fikirlerinin darbe almasına izin verme.


Ne yaparsan yap yine sen bensin en güzel yanın da bu...

*40 yaşındaki ben 19 yaşındaki bene mektup yazmak ister.

Gönlümüzün bir köşesine de batmayan sanat güneşinden bir nağme iliştirelim:
.http://www.youtube.com/watch?v=m0hw0nAelFU

22 Eylül 2014 Pazartesi

Bugün

Bugün yatağımın hiç yatmadığım tarafına koydum başımı. Beraberimde zihnimin derinliklerinde çığlıksı düşüncelerimi yastığımın bir ucuna iliştirdim.
Söylemek isteyipde söyleyemediğim,ağlamak isteyipde ağlayamadığım,avazım çıktığı kadar haykırmak isteyipde çığlık çığlığa sustuğum uykularımı düşündüm...

sadece korkak uykularım vardı biliyordum.

Bi bedel ödeniyordu uykularımda ama  bilmiyordum neyin bedelini ödediğimi.düşüncelerimle beraber uyuduk o gece. 
O gecenin sabahında yatağın hiç kalkmadığım tarafını kullandım.Artık ben de hayatımın değişimine karar verdim ve insanlara küçük anlamsız gelse de yatağımla olan imtihanımdan başlıyorum buna.

pencereyi açtım derin mi derin bi nefes aldım arkamda bütün hüznümü yüzsüzlüğüyle bana bakarak defettim.bi süre güneşle bakıştık gülümsedik birbirimize.
sadece bir süreliğine..
biliyorum güneşin battığı yerde karanlık bütün soğukluyla gelecek ama ben bugün mutlu olacağıma inandım.
Bugün kendime bir Turgut Uyar şiiri hediye ettim en güzelinden:

Sizin alınız al inandım 
Sizin morunuz mor inandım 
Tanrınız büyük amenna 
Şiiriniz adamakıllı şiir 
Dumanı da caba 

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum 
Kalabalık ha olmuş ha olmamış 
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum 
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş 
Ama sizin adınız ne 
Benim dengemi bozmayınız 

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de 
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı 
Yan gelmişim diz boyu sulara 
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum 
Hiçbirinizle dövüşemem 
Benim bir gizli bildiğim var 
Sizin alınız al inandım 
Morunuz mor inandım 
Ben tam kendime göre 
Ben tam dünyaya göre 
Ama sizin adınız ne 
Benim dengemi bozmayınız ...

15 Eylül 2014 Pazartesi

Hayatının anlamını yitirdiği anlar oldu mu?

Nasıl bir tenhalıktır Allah’ım bu?

Nasıl bir yalnızlık?

Sadece korkuyorum sebepsizce. Yaşamdan  zevk alma yeteneğimi kaybettim. Seni hayata bağlayan da insanlar oluyor hayattan soğutan da.
Soğudum ben azizim,soğudum. Her şeyden bir çok parça soğudum. Her şeyden
kendimce nefret ettim. Bana yaşamı sevdiren insanlar şimdi çok uzağımda. Sahi bana hayatı sevdirdiğini zannettiğim insanlar mı hayatı sevdiren?

Her neyse…

Arkadaşlık diyorum kuru bir hikaye şimdi bana. Hayatımızdaki her şey mükemmel dediğimiz sıfata bürününce bir anlamı oluyor bir dostu sevmenin. Şimdi korku bütün iliklerimde. Sevemiyorum dostlarımı sevemiyorum. Ne zaman bu kadar vazgeçtim hayata anlam katan duygulardan bilmiyorum.

“Benim adım '.......'

Hergün biraz daha ölüyorum, kimseye fark ettirmeden deliriyorum. Normal görünmek acı veriyor, zor geliyor. Bu şehir, bu insanlar, bu hayatım bana iyi gelmiyor. Eski günlerimi özlüyorum. Meğer ne kadar da severmişim eskiyi. Yardım eline ihtiyacım var ama o eli tutmaya bile korkuyorum. Yakınımdaki herkesten nefret ediyorum yavaş yavaş. İnsanlardan kaçarken onların arasında yaşamaya mahkumum. Dışarıdan bakınca ürkütücü durmuyor mu? Kendi içimde çok korkuyorum ben, bu yalnızlık çok korkutuyor beni. Ölmek değil de nedir bu? Bedeninin toprakla bütüneşmesi değil sadece ölmek. Duygularını yitirdiğin an ölüsün.
Öldüm ben.

Cehennemde bir başımayım.

Neyin bedeli bu? Hangi günah yaşarken öldürür insanı?”

Işık gözümü alırken hiç bu kadar karanlıkta kalmamıştım.

Bu aralar pek fazlaca yokladım bu şarkıyı :http://www.youtube.com/watch?v=tSFNdfGoXOQ

10 Eylül 2014 Çarşamba

Ne zaman kalemimle aram iyi olsa dışarıya küserim ben. Ağır bir yükü olan hayatım ve dışarıya dökemediğim benliğimdeki yaralar. Çok ağır gelir ikisini sırtlamak. Mutluyken yazamam genelde. Hüzün basması gerek gökyüzümü ardından göz pınarlarımın ıslaması gerek ellerimi . ellerim bu ıslaklıkla kalemime dokunmalı ve oracıkta kurumalı. Öfkemi,kinimi,sevincimi,,acımı kısaca her şeyimi kaleme alıp kağıtta bırakmalıyım. Prensip haline gelmiş bir yalnızlığım var benim. En kıymetlim,tek sığınağım,yaşam enerjim..
 
Seni yine görmedim bugün,tanımadım,sesini duymadım,kokunu içime çekmedim,dokunmadım ellerine.Bir günü daha iki yabancı olarak geçirdik. Geleceksin biliyorum –belki de pesimist olmadığım tek meselemsin- hem de öyle bir mevsimde öyle bir havada geleceksin ki gözlerim bulut olup yağacak mevsimimize. İyi ıslan sevgilim, ıslanmakla kalma hisset yağmuru. Bu sana adadığım ilk yağmurum,ilk yağmurumuz. Bu bizim biz olduğumuz ilk mevsim. Hangi mevsim gözlerindeki aydınlığın ışığını verebilir? Hangi mevsim dudaklarından dökülen ‘geldim’ sözünün sıcaklığını verebilir? Gözlerime yabancı olan bir yüzün var yine bugün,kulaklarıma yabancı olan bir sesin,tenimden habersiz bir tenin var bugün,kokun hiç durur mu sevgilim burnuma yabancı kokun hala duruyor burun kanatlarımda.
Bu yalnızlık bir son bulmalı artık değil mi?
 
 
Akdeniz’e karşı oturuyoruz seninle, ellerin ellerimde gözlerin akdeniz’de. Dudağında tek kelime “biz” diye başlıyorsun.( Sonra gülüyorum ben. Anlamsız gülüşüme sende katılıyorsun. Akdeniz bizi dinliyor..)
Tek kelime yetiyor bize gerisini getiremiyorsun. Zaten seninle benim –ikimizin- “biz” olması yeterince yetti sevgilim.
 
                                                                        Aynı gökyüzünün iki yalnız kuşuyuz biz seninle…